Zaza Edebiyatı
Bilinen ilk Zazaca yazılı kaynak, Osmanlı döneminde Rusya´ya savaşa gönderilen Zazaların dilini inceleyen dilbilimci Peter Lerch tarafindan 1850 yılında yazılmıştır.
Diğer iki önemli eser dini kitaplardır. "Mewlid" adında iki kitap, ilki "Ahmedé Xasi" tarafından 1899´da ve diğeri "Osman Efendio Babıc" tarafından 1933´de Şam´da yayınlanmıstır. Bunun yanında Tunceli´ye özgü koç heykelli mezar taşlarının üzerinde Arap alfabesiyle yazılmış Zazaca yazılar tespit edilmiştir.[kaynak belirtilmeli]
Zazaca Latin harfleri ile Avrupa´ya göç eden Zazalar tarafından yazılmıştır. Ardından İstanbul´da Zazaca kitap ve dergiler çıkarılmıştır.2004´te yapılan AB uyum paketlerinden sonra, TRT Cuma günleri otuz dakikalık Zazaca yayın yapmaktadır. Ayrıca Yol TV, Su TV gibi Alevi televizyonlarında Zaza diline ve müziğine yer verilmektedir.
Roj TV´de de kısmen Zazaca yayın yapılmaktadır.
Avrupa´da çıkan Ware, Tija Sodıri, Kormışkan, Piya,Ayre, ZazaPress, Pir, Raştiye, Vate gibi dergiler dışında, İstanbul´da Tij Yayınları ve Vate Yayınları tarafından Zaza dilinde kitaplar yayınlanmaktadır.
Ayrıca Dersim (Tunceli)´de yayınlanan ilk Zazaca gazete ise Munzur Haber´dir. Türkiye´de tamamı Zazaca olarak yayınlanan ilk dergi ise Erzurum´da yayınlanan "Vatı" dergisidir. Halen Malatya´da Miraz adında iki aylık felsefe ve edebiyat dergisi yayınlanmaktadır.
Zazaca´nin tarihsel gelisimi (çok değerli bir yazı)
Prof. Dr. Jost Gippert
Çeviren: Hasan Dursun
Kendimi sizlere kisaca tanitmak istiyorum: Adim Jost Gippert. Frankfurt Üniversitesi´nde Karsilastirmali Dilbilim (Vergleichende Sprachwissenaschaft) profesörüyüm ve yaklasik bir yildir Zazaca ile de ugrasmaktayim. Bu dile yönelmeme burada hazir bulunan bazi arkadaslar neden oldu, bu vesile ile kendilerine yürekten tesekkür etmek istiyorum: Frankfurt ve çevresinde bu kadar enteresan bir dil olan Zazaca´yi konusan epeyce bir kitlenin varolduguna dikkatimi çektiler. Bunun üzerine kendileriyle birlikte yaklasik bir yildir bu dilin gramerini irdelemeye çalisiyoruz. Ne yazik ki henüz konusmami Zazaca yapabilecek düzeye gelemedim, bundan dolayi Almanca konusmak zorundayim.
Sunumun konusu, Iranoloji bakis açisiyla karsilastirmali olarak Zazaca´nin tarihsel gelisimi olacak. Zazaca´nin Irani diller ile karsilastirilarak irdelenmesi, onun Irani bir dil olmasindan dolayi mümkündür. Bunu açiklayabilmem için daha gerilere gitmem gerekecek.
Her ne kadar bununla ilgisi az görünüyor olsa da, konuya büyük Pers Kralliklari, Ahamenisler (Akamenidler) dönemine bir göz atarak baslamak istiyorum. Bu sülaleden olan Büyük Kral Darius I.Ö. 522 yilinda Pers Kralliginin basina geçti. Pers Kralligi Darius´tan önce de bu sülaleden kimseler tarafindan yönetilmisti. Ancak, Darius iktidari ele aldiginda kendinden öncekilerden farkli olarak büyük bir anit yaptirdi ve bu anitla kendisini yazili formda ebedilestirdi. Sekil 1 geçen yüzyilda resmedilip yayinlanan Bati Iran´daki Behistun´un büyük kaya yazilarini göstermektedir. Peki, bu anitin önemi nedir? O dönemlerde baska krallar da kendilerine anitlar yaptirmislardi. Behistun Aniti´nin önemi ise, üzerinde Farsça yazi bulunan ilk anit olmasindadir. Anit, Irani bir dilin bizim için elle tutulabilir en eski sertifikasini göstermektedir. Kullanilan yazi çivi yazisidir. Sekil 2 yine kitabenin Farsça bölümünden kisa bir özeti göstermektedir. Tekst üç dilde yazilmistir. Eski Farsça´nin disinda Babilce ve Elamca da yer almaktadir. Bu diller Irani dil olmadiklari için üzerinde durmamiz gerekmiyor. Bununla sunu demek istiyorum:
Darius bir Pers´ti ve onun döneminde konusulan Farsça, günümüz Iran devlet dilinin önceki asamalarindan biri olan "eski Farsça"ydi. Yani modern veya yeni Farsça´nin Ahamenisler zamaninda, Darius dönemi de dahil olmak üzere, eski Farsça´dan çok az farklilik arzeden bir kaç dil kesinlikle vardi. Ahamenisler´den önce Iran´da baska kralliklar da hüküm sürmüstü, örnegin Medler. Medler´in adlariyla iliskilendirilen dili ise "Medce"ydi. Bu dil, Babil dili ile Elamca´ya karsilik Farsça daha yakin bir dildi. Hatta eski Farsça konusan biri kolaylikla anlayabilirdi. Bu nedenle biz bu dili Irani bir dil, eski Farsca´nin kardes bir diyalegi olarak tabir edebiliriz. Bu, eski Farsça´ya hiç benzerligi olmayan Babil dili ile Elamca için geçerli degildir.
Medce ve eski Farsça´nin yanisira ayni dönemde, Iran Imparatorlugu topraklari içinde ve disinda, haklarinda az sey bildigimiz birkaç Irani diyalekt daha oldugunu varsayiyoruz. Elimizde, sadece bir baska Irani dilden, "Avestce"den bir kaç belge var. Eski Farsça´ya karsin Avestçe´de çivi yazisi kullanilmamistir. Aslinda bu Avestçe belgeler o dönemin konusulan Avestçe belgeleri degildir. Ama Darius´un ilk çivi yazilarini Behistun´un kaya duvarlarina yontturmadan belki 100, belki de 300 yil önce, Zerdüst adinda bir din kurucusu bu dilde tekstler yazmisti. Bu tekstlerin günümüze degin aktarilmalarinin sebebi, önemli bir dinin temel kuramlarini olusturmalarindandir. Zerdüst dini, yani Zerdüst´ün kurdugu din, Iran Imparatorlugu´nda Ahamenisler arasinda devlet dini statüsüne ulasmis ve bu statüsünü esas olarak Islam´in Iran´a gelisine dek (yani I.S. 7. yy.´a kadar) korumustur. Bu yaklasik olarak 1200 yillik bir sürece denk gelir. Bizler günümüzde Zerdüst ve haleflerinin Avestçe yazilarini çok sonralari yazilmis olan el yazmalarindan taniyoruz. Henüz varolan en eski el yazmalari I.S. 13. yy.´dan kalmadir. Sekil 3 bu el yazmalarinin küçük bir bölümünü göstermektedir. Zerdüst´ün belki de I.Ö. 8. yy.´da yasamis oldugunu düsünürsek, el yazmalarinin içinde bulundugu tekstlerin kaleme alinisindan 2000 yil sonra yazilmis olduklari ortaya çikar. Buna ragmen el yazmalari bize Avestçe´nin konusuldugu, yani Zerdüst´ün henüz yasadigi dönemde tonlamalarinin nasil oldugu, gramerinin nasil olusturuldugu ve ne tür kelime formlarina sahip bulundugu hakkinda oldukça net bir resim vermektedir. Burdan hareketle biz, Avestçe´nin de eski Farsça ile oldukça yakin akraba bir dil oldugunu biliyoruz. Bu da Avestçe´nin eski bir Irani diyalekt oldugunu açikça göstermektedir.
Sekil 4´teki harita Ahamenisler döneminde Irani boylarin yaklasik olarak dagilimi ile konustuklari diller hakkinda bilgi veriyor. Esas olarak Ahamenislerin yasadigi yer -burada "Persis", olarak gösterilen- Güneybati Iran´daki küçük bir bölgedir. Darius´un da geldigi bu bölgede eski Farsça konusuluyordu. Persis´in kuzeyinde Farslar´in fethettikleri ülke olan ve fetih öncesi Elamca´nin konusulan Elam Ülkesi bulunuyordu. Bu dilin Irani bir dil olmadigindan kesin eminiz, bununlar birlikrte hakkinda en azindan bilinen herhangi bir dil ile akraba olup olmadigi konusunda fazla bir bilgimiz yok. Daha öte kuzeyde, Med Ülkesi´nde Medce konusulmus olmali. Bu dil, bahsettigimiz gibi, Med Imparatorlugu´nun dili idi ve Medler Iran Imparatorlugu´nun ilk sahipleriydi. Eski Farsça´nin kardes bir diyalekti olmasina ragmen, ne yazik ki her iki dil arasindaki bütün farkliliklari kesin olarak tek tek ortaya koyamiyoruz, çünkü bu konuda yeterli bilgiye sahip degiliz.
Med Ülkesi´nden hareketle doguya dogru Part Ülkesi (Partien) bulunmaktadir. Partlar da -hakkinda daha sonra bazi seyler söylenecek- Irani bir dil konusuyorlardi. Irani dillerin konusuldugu, daha dogrusu çok eskiden beri Irani dillerin konusuldugunu tahmin ettigimiz diger yerlerden bazilari en doguda bulunan Sogdiana, Horesmia, Baktriane ya da Arakhosia´dir. Irani diyalektler buralardan da öteye, haritada Iskitler ve Sarmatlar olarak adlandirilan Karadeniz ile Hazar Denizi´nin kuzey bölgelerine kadar yayilmis olmalilar. Bu sonuca sadece yine dolayli olarak yer ve nehir adlariyla sinirli ve çok az bulgularla variyoruz. Rusya´nin veya Ukranya´nin haritasina bakildiginda, her ne kadar Don, Dinyeper veya Dinyester isimleri okunuyorsa da, bunlar Rusça degil, köken olarak Irani adlar oldugu bilinmelidir.
Böylece Ahamenisler Imparatorlugu döneminde Irani boylarin ve dillerin yayilimi yaklasik olarak çizilmis oldu. Irani dillerin konusuldugu bölgelerin sinirlari ile Ahamenis Imparatorlugu´nun sinirlari ayni degildi. Bu bölgeler, daha ziyade Irani dil konusan halk ve boylar ile örtüsüyordu.
Ahamenisler´in hükmü çok uzun sürmedi. Darius´tan hemen 200 yil sonra, "Büyük Iskender" olarak bildigimiz Makedonyali Iskender´in büyük zaferiyle ile son buldu. O, sadece Iran´i degil, daha önce Iran Imparatorlugu´na ait olan diger ülkeleri de fethetmisti. Iskender ile çivi yazisinin kullanimi da hemen son buldu. Ondan sonra, eski Farsça tekstler de dahil olmak üzere, dünyada çivi yazisi ile hiç bir tekst yazilmadi. Ancak Iskender´den sonra Irani dillerin tekrar yazimi fiilen bir kaç yüzyil sürdü. Iskender hükümranliginin geride biraktiklari üzerine insa edilen Part Imparatorlugu´nun gelisimi ile Irani bir dil olan Partça tekrar devlet dili düzeyine ulasti.
Sekil 4´teki haritada, Fars Ülkesi´nde oldukça merkezinde, Iran´in baskenti Tahran´in oldugu yerde Part bölgesi gösterilmistir. Fakat eski dönemlerde Partlar´in tam olarak bu bölgeye yerlestiklerini kesin bir sekilde söyleyemiyoruz. Ancak, merkezi Kuzey Iran´da bulunan ve Arsakli Hanedanligi tarafindan hükmedilen Part Imparatorlugu´nun, yaklasik olarak I.Ö. 3. yüzyildan I.S. 3. yüzyila kadar varoldogunu söyleyebiliriz. Bu dönemden kalma Partça yazili belgeler oldukça azdir, zira Arsaklilarin hükmü süresince -Büyük Iskender döneminden ögrenildigi gibi- çogunlukla Yunanca veya Aramice yaziliyordu. Harflerin yazilim seklinden dolayi Sami dili ile Ibranice´ye yakin akraba olan Aramice, iletisim dili olarak bütün yakin doguda oldukça yayginlik kazanmisti. Bunun verdigi rahatlikla, Partlar da diger Irani boylar gibi, kendi dilleri için bir yazim biçimi gelistirmeye yönelmediler. Bunun yerine bütün yazili iletisimlerini iki dilde yaparak, amaca uygunlugu kabul edilen Yunanca ve Aramice ile sorunu hallettiler.
Temelde Aramice Alfabe´nin kullanilmis olmasina ragmen, zamanla Irani dillerin yazimina da geçildi. Daha önce de bahsettigimiz gibi, Arsaklilar döneminden kalma Partça yazili belgeler oldukça azdir. Bu belgeler daha çok Fars tarihinin bir sonraki çaginda, Sasaniler döneminde artmaya basliyor.
Kral Ardesir ile I.Ö. 3. yüzyilda baslayan Sasaniler dönemi, islamiyetin istilasina, yani Araplar´in 7. yüzyilda Fars Ülkesi´ni isgaline kadar sürdü. Bu dönemden kalma Partça yazili kitabeler günümüze kadar ulasmistir. Fakat bunun yanisira Sasaniler döneminde bir baska Irani dil olan ve Ahamenisler döneminin eski Farsçasi ile günümüzün Yeni Farsçasi arasinda basamak islevi gören Orta Farsça ön plana çikmaya baslar. Hatta bazi kitabeler yanyana hem Partça, hem de Orta Farsça kaleme alinmistir; kullanilan yazima her iki durumda da Aramice Alfabe temel olmustur. Orta Farsça, sonraki biçimiyle Islam´in etkili oldugu alaninin disinda, örnegin Islam´i kabullenmeyen Zerdüst dinine inanan "Parsiler" tarafindan da kullanilmis. Parsilerin yazili eserleri Partlar´inkinden daha da kapsamlidir. Sekil 5 Kitap-Pehlevicesi-devri diye adlandirilan tipik bir elyazmasi üründen örnek göstermektedir.
Buna ragmen Partça´dan hatiri sayilir bir miktarda dil malzemesi kalmistir ve bize baska kaynaklarla aktarilagelmistir. Bu belgeler bize diger yazinsal anitlardan farkli olarak, ses yapilarinin oldukça dogru sekillendirildigi bir yazim çesidi ile "Mani" yazim biçimiyle yazildiklarindan dolayi, Partça (ve Orta Farsça) seslerin Sasaniler döneminde gerçekten nasil tonlanmis olabilecekleri hakkinda daha aydinlatici bilgiler sunmaktadir. Fakat bu belgeler aslinda Pers Ülkesi´nde degil, Iran sinirlarinin oldukça ötesinde günümüzde Çin´e ait olan bir bölgede bulundular. Bu bölgenin büyük bölümünde bir Türk boyu olan Uygurlar ikamet etmektedir. Yüzyilimizin basinda, bahsi geçen Hsinkiang-Uygur (Çin Türkistani) eyaletinde, büyük Taklamakan Çölü´nün kuzey ve güneyinden geçen Ipekyolu boyunca bir çok manastir kesfedildi. Su an bildigimiz kadariyla Sasaniler döneminde bu manastirlar bazan Budistler, bazan Zerdüstiler, Mani dinine inanan Manistler ve Hiristiyanlar tarafindan kullanilmistir. Onlardan kalan el yazmalari, arkeologlar tarafindan günisigina çikarildilar. Partça ve Orta Farsça´nin yanisira bu el yazmalari ile Sogdca ve Saka dili gibi baska Irani diller de anlasilir hale geldiler. Bunlarin yanisira Hint Sanskritçesi, Prakritçe (Prakrit), eski Çince veya sonralari yok olan Toharca gibi Irani olmayan diller de manastirlarda yazi dili olarak mevcuttu.
Sekil 6 Turba Vahasi´ndan kalma Mani el yazmalarindan tipik bir örnek göstermektedir. Bu ayni zamanda arastirmacilarin da yazilarin incelenmesinde çektikleri sorunlari ortaya koymaktadir, söyle ki: Bu belgelerin büyük bir kismi bu yüzyilin basindaki kesiflerine dek, geçen yaklasik 1500 yillik süreden dolayi, eksiksiz okunabilecek bir durumda günümüze ulasamamistir. El yazmalarinin bazilari büyük çabalar sonucu biraraya getirildigi sirada her defasinda bazi parçalar eksikti, hatta eksik parçalardan bazilari ise hiç bulunamistir. Bundan dolayi eldeki bulgular, tanidigimiz Partça ve diger Orta-Irani diller hakkindaki bilgilerimizi zenginlestirebilecek kadar kapsamli degil. Ancak burada diyebiliriz ki, I.S. birinci yüzyilda Partça, Orta Farsça, Sogdca, Saka dili ve diger Irani dillerin nasil bir ses yapisina sahip oldugu hakkinda oldukça net bir konsepte sahibiz.
Peki, bütün bunlarin Zazaca´yla ve onun tarihiyle olan ilgisi ne? Çok; çünkü günümüzde konusulan diger bütün Irani diller gibi Zazaca´nin kökeni de Orta-Irani bir dile dayaniyor. Buradan hareketle, bin yil önce bir Irani dilin varolmus olmasi gerekir ki, Zazaca bu bin yillik süreç içerisinde tarihsel olarak günümüze degin kendisini gelistirmis olmali diyebilelim. Ayni zamanda Zazaca´nin daha da gerilerde, ta 2000, 3000 veya 4000 yil önce, tarihsel gelisimine sürekli kaynaklik eden (eski Irani) kademeleri olmus olmali.
Sekil 7´de kabul gören bu gelismeyi sematik olarak "soyagaci biçiminde" göstermeye çalistim. Soyagacinda ilk önce en üst sirada günümüzde yasayan Irani dilleri görüyoruz. Sema, soldan itibaren Iran´in devlet dili olan Yeni Farsça ile basliyor. Devaminda Farsça ile özellikle * akrabaliklari olan, hatta diyalektleri olarak da kabul edilebilinen, iki dil gösterilmistir; bunlar Afganistan´da konusulan Dari dili ile Tacikistan´da konusulan Tacikçe´dir. Bunlardan sonra, Farsça´ya biraz daha uzak olan ve Tatice olarak adlandirilan dil gelmektedir ki, bu dil örnegin Kafkaslarda yanlizca çok küçük topluluklar tarafindan konusulur. Daha sonra Zazaca´yi da içinde saydigim bes dilden olusan bir grup gelmektedir. Bu grup Irani bir dil olan ve Hazar Denizi´nin güneybati kiyilarinda konusulan Talisçe ile baslamaktadir. Ardindan Irani dil ailesinin en bati kismini temsil eden Kürtçe ve Zazaca gelir. Bir sonraki bölümde ise Iran´in içi ile Hazar Denizi´nin güneyinde konusulan "Hazar Diyalektleri" olarak adlandirilan gurup yer alir. Ismen belirtmek gerekise, Semnanca, Gilanca, Mazendaranca örnek olarak verilebilir. Grubun sonuncusu olarak, günümüzde Güney Pakistan´in büyük bir bölümüne yayilan, yani Irani dillerin konusuldugu cografyanin oldukça dogusunu teskil eden Beluçice sayilabilir. Daha doguda Paraçi, Ormuri, Pastu dilleri ile Pamir Diyalektleri bulunuyor: Adlandirilan ilk üç dil Afganistan´da konusulur. Bunlardan Pastuca ülkenin ikinci devlet dilidir ve genelde basit bir sekilde "Afganca" olarak da adlandirilir. Pamir Diyalektlerinin Tacikistan´da konusuluyor olmasina ragmen Diyalektlerin Tacikçe´den ziyade Pastuca ile yakinen iliskisi vardir. Ayrica, biraz daha ötede bulunan Yagnobi dilini de Tacikistan´da görmekteyiz. En son olarak yine Irani dillerin konusuldugu cografyanin en kuzeybati ucunda, yani Kafkasya´nin ortasinda bulunan Osetçe yer almaktadir (sekil 8 günümüzde konusulan Irani dillerin dagilimini bu kez de harita üzerinde göstermektedir.).
Söylemis oldugum gibi sekil 7 bir soyagacidir: Asagiya dogru inen veya tersinden bakildiginda yukariya dogru uzanan çizgilerin yardimiyla tarihsel baglar görülmektedir. Böylece ikinci sirada Orta-Irani diller çagina tahsis ettigimiz diller yerlestirilmistir. Bu, yaklasik olarak I.Ö. 2. yy. ile I.S. 8./9. yy. arasinda konusulmus olan diller anlamina geliyor. Yeni Farsça ve onun kardes diyalektlerinin ilk kademesi olarak kabul edilisinden dolayi, en solda yer alan Orta Farsça, bu çaga denk düsüyor ve dilin "Güneybati-Irani" kolunu temsil ediyor. Partça daha önce de söylendigi gibi, yine ayni döneme, Orta-Irani diller çagina denk düsmektedir. Fakat farkli gelisme seyri izleyen Partça, Zazaca´nin da kendisinden sayildigi "Kuzeybati-Irani" olarak adlandirilan bir koldur. Semada yer alan diger Orta-Irani diller, yani kendi döneminde Irani dillerin konusuldugu cografyanin en dogusunda konusuldugu varsayilan Saka dili, günümüz Afganistan´inin herhangi bir yerine yerlestiribilecegimiz Baktrice ve cografyanin kuzeydogusunda, Sogdiane´de konusulmus olan Sogdca, dilin "Dogu-Irani" kolunu temsil etmektedir.
Partça ile tarihsel olarak ondan sonra gelen bes dil arasinda kesin çizgiler çizemiyoruz. Bu, günümüzde konusulan "Kuzeybati-Irani" dillerin dogrudan dogruya Partça´ya dayanmadigi anlamina gelir. Bunun nedeni, Orta-Irani dil olan Partça´nin kuzeybatida konusulan birçok Orta-Irani diyalektten sadece birini temsil ediyor olmasindandir. Partlar´in Imparatorluga hükmettikleri zaman -yani Ahamenisler döneminde- Kuzeybati Iran´in dil cografyasi diyalekt açisindan o zaman bile epeyce farkliliklar içermis olmali ki, bu lehçelerden bazilari hala oldukça çesitli bölgelerde bulunan, günümüzdeki kuzeybati Irani dillerin temelini olusturmustur. Pakistan´da konusulan Beluçice´den ve hepinizin de bildigi gibi Türkiye´de konusulan Zazaca´ya dek uzanir. Bu konuya daha sonra bir daha deginecegim.
Soyagacinin üçüncü bölümünde de eski Irani dillerin devrine tahsis edebilecegimiz, yani eski Farsça, eski ve yeni versiyonlari bulunan Avestçe ile dogrudan dogruya günümüze aktarilmamis olan Medce görülmektedir. Biz simdi bu farkli diller arasindaki baglantiyi bütün devirlerde biraraya getiriyoruz. "Güneybati-Irani", "Kuzeybati-Irani", "Güneydogu-Irani" ile "Kuzeydogu-Irani" dillerin kayda geçirilen aktarimlarindan da önce birer kola sahip olduklarini ve nihayetinde "çok eski zamanlarda", hepsine kaynaklik eden "en Eski Iranca" (UrIranisch) denilen dil ve eski Hint Sanskritçeyle Indocermence´yi bu Irani diller ile birbirine baglayan bir dala vardiklarini kabul ediyoruz.
Daha öncede belirtildigi gibi, soyagacinda tek tek diller arasindaki baglanti oldukça sematik, yani sadece dilbilimsel temeller -bu dilbilimsel gözlemler anlamina gelir- esas alinarak gösterildi. Dilbilim, akraba diller arasindaki tarihi baglari gerçekten de hemen hemen matamatiksel bir kesinlik ile saptamamizi mümkün kiliyor. Orta Farsça ile Yeni Farsça arasinda var olan iliskiler, "fonetik kurallari" olarak adlandirilan kurallarla ortaya çikiyor. Bunlar -bütün dogal diller için ayni orana tekabül eden- belli seslerin belli ortamlarda zamanla hemen hemen ayni degisiklige ugradigi ve bundan hareketle muntazam kurallarin tanimlanabildigi olayini yansitiyorlar.
Dogrusu bu bakis açisi dikkate alindiginda, Farsça´ya karsin Zazaca´nin konumu biraz daha güç, zira Yeni Farsça´ya nazaran Zazaca için Orta-Irani basamakta dogrudan dogruya bir öncel gösterememekteyiz. Buna ragmen bize aktarildigi sekliyle, Zazaca´nin Partça ile en azindan oldukça yakindan akraba olmus olmasi gerektigi tespit edilebiliyor. Bundan da öte, bir yandan Zazaca´nin öte yandan Farsça´nin gelisim sürecinde yaklasik olarak hangi farkliliklarin ortaya çiktigini tesbit ederek tek tek sayabiliyor ve her iki dil arasindaki karsilikli iliskileri tami tamina yakalayabilmek için bunlari sistemlestirebiliyoruz.
Simdi, size soyagacinda Zazaca´nin Irani diller bölümündeki pozisiyonunun daha açik görülmesini saglamak amaciyla ne tür dilbilimsel argümanlarla çalistigimigizi gösteren birkaç unsur sunmak istiyorum. Bunu yaparken dil sisteminin bütün alanlarindan yani fonoloji olarak adlandirdigimiz fonetik (sesbilgisi), morfoloji dedigimiz sekilbilgisi, sentaks dedigimiz sözdizimi ile leksik dedigimiz kelime hazinesi alanlarindan yararlanabiliriz. Bütün bu alanlardan hareketle bakildiginda Zazaca ile Orta-Irani dil olan Partça arasinda gerçekten de çok yakin bir iliski görülmektedir.
Örnegin Zazaca´nin * olarak çarpan özelligi, bir dis-dudak ünsüzü [v] ile bir çift dudak ünsüzü [w] olan iki farkli ´v´ sesini gelistirmis olmasidir. Benzer bir gelisme Farsça´da yoktur. Zazaca´daki her iki sesin olusumunu simdi Partça´da öncesinden görebilmek mümkün: Zazaca´da [v] ile baslayan her kelimenin -sayet taniyorsak- Partça karsiligi olan kelimenin de basit bir [v] ile basladigini tespit ediyoruz. Örnegin Zazaca "va" (´rüzgar´) sözcügünün Partça karsiligi olan "vâd" (uzun a-seslisi ile) kelimesi, veya edimsel (verbal) sekil olan "vat"in (´söyledi´), Partca karsiligi olan " vâxt"taki gibi. Ayrica, "werdene" (´yemek´), "wastene" (´istemek´), "wae" (´kiz kardes´) veya "wes" (´iyi, güzel´) kelimelerinde oldugu gibi Zazaca´da bir sözcük [w] ile basliyorsa, bunlarin karsiligi olan Partça sözcüklerin de her zaman ile basladigina tanik oluyoruz: "wxardan" (´yemek´), "wxâ?tan" (´istemek´), "wxâr" (´kiz kardes´) ve "wxa?" (´iyi´) gibi. Partça´da olarak yazilan bu ses yaklasik olarak Ingilizce "when" (´ne zaman´) veya "where" (´nerede´) sözcüklerindeki sesi gibi telaffuz edilmis olmali, yani hem [w]-, hem de [h]-unsurlarini içeren bir sesbilesimidir. Partça´da bu sesbilesiminde [w]-unsuru [h]-unsurundan daha güçlü olmus olmali; sonuncusu ise Zazaca´da tümüyle yok olmustur. Farsça´da ise bunun tam tersi gerçeklesmistir. Yukarida belirtilen dört sözcügün Farsça karsiliklari söyledir: "xordan", "xâstan", "xâhar" ve "xo?"; hepsi de (Almanca Bach sözcügündeki ch gibi telaffuz edilen) [x] ile basliyor ve <-wx> olarak yaziliyor. yazimda hala yer almakla beraber, telafuzda [w]-unsuru düsmüs ve [x]-unsuru yanliz kalmistir. Bu, Partça ve Zazaca [w] ile baslayan bütün kelimeler için geçerlidir. Bu gelisme fonetik kurallari açisindan tipik bir örnek teskil etmekle birlikte, Zazaca´yi ayrica Partça´nin karekteristik özellikleri ile yakin bir iliski içine koymaktadir.
Sekilbilgisi (morfoloji) alaninda, Farsça´da bilinmeyen ama Zazaca´da bir çok fiilin kök olusturma unsuru olan [-a-] harfinin bulunmasi da dikkati çekiyor. Örnegin "persaene" (´sormak´) sözcügünün karsiligi olan "pursîdan" veya "birrnaene" (´kesmek´) sözcügünün karsiligi olan "burîdan" için geçerlidir; digerlerinin karsiliklari olan her iki sözcükte de Zazaca´daki [-a-] yerine uzun bir [-î-] yeralmaktadir. [-a-]-unsuru ile [-î-]-unsuru arasindaki bu fark bir taraftan Partça ile, diger taraftan da Orta Farsça ile tamamiyla Orta-Irani dönemde de vardi: Orada ´sormak´ "pursâdan" idi, burada ise "pursîdan"dir. Zazaca´daki a fonetik kurallar itibariyle Partça´daki uzun â´ya denk düstügünden dolayi, bu argüman da fevkalade Zazaca´nin Partça´ya olan yakinliginin bir ifadesi olarak kulanilabilinir.
Istek kipi sonekinde de durum aynisidir. Istek kipi olarak Zazaca´da, Almanca´daki sübjonktife (Konjunktiv) denk düsen form kategorisini gösteriyorum. Örnegin: "ez bi-biyênê" (´ben olsaydim´). Özelligi [-ênê-] soneki olan bu form, Partça´nin "ahêndê" unsuru ile olusturulan geçmis zaman istek kipi ile kolaylikla iliskilendirilebilinir. Burada Zazaca´daki "biyênê"ye, "bûd-ahêndê" olusum tarzi denk düsmektedir. Sözkonusu "ahêndê" unsuru ise Orta-Irani diller arasinda yine sadece Partça´da yer almaktadir. Buna karsin Orta Farsça´da istek kipi formu tümüyle baska türlü olusturulmus: "bûdê" olarak. Tipki Partça´da "bûd-ahêndê"nin Zazaca´da "biyênê" olarak ortaya çikmasi gibi, istek kipi olan "bi-kerdênê" (´yapilmis olsaydi´) da "kird-ahêndê" olarak ortaya çikmakta; Orta Farsça´da ise bunun yerine "kardê" denirdi.
Söz dizimi, sentaks alaninda Zazca´nin çok tutucu bir dil oldugu bir çok arastirmacinin dikkatini çekmistir. Asagi yukari denilebilir ki, Farsça´nin ta 1500 yil önce terketmis oldugu, Zazaca´nin söz dizimindeki özellikleri günümüzde hala karekteristiktir. Ben, simdiki zaman veya geçmis zaman formlarina göre kullanimi geçisli fiillerden farkli olarak düzenlenmis olan yalin hal (Casus Rectus) ile bükümlü hal (Casus Obliquus) arasindaki ayirimi vurgulamak istiyorum. Örnegin ´ben söylüyorum´ simdiki zamanda "ez vanu" iken, "ez" formu geçmis zamanda "ben" için kullanilmiyor: ´ben söyledim´ "ez vat" degil de "mi vat"tir (bu baglamda "ergativiteden" bahsediyoruz). Daha önce de belirtildigi gibi, bu özellik Farsça´da ta 1500 yil önce kaybolmus (o dönemde bile "man gûyam" veya "man guftam" deniliyordu), fakat Partça´da, tam tamina günümüzde Zazacasinda oldugu gibi yer almis. Bunu göstermek için iki örnek vereyim: "ez bi-kerine" (´ben yapayim´) ile buna ait olan geçmis zaman formu "mi kerd" (´ben yaptim´) arasindaki fark ayni zamanda Partça formlari olan "az karâm" ve "man kird"da da ortaya çikmakta; ve ayni sekilde Zazaca´da "ez vanu"nun karsisinda geçmis zamanda "mi vat" (´ben söyledim, söylediydim´) bulunurken, Partça´da da yanyana "ez vájam" ve "man váxt" formlari bulunmakta. Orta Farsça´da ise, bunlarin yerine simdiki zamanda da, Zazaca "ez" degilde "mi"ya denk düsecek olan "man" formu ´ben´ için kullanilmis. Bu örnekte de Farsça´nin bunlardan daha da uzaklastigi, Zazaca´nin Partça ile oldukça yakin iliskisi oldugu çok açik bir sekilde ortaya çikmaktadir.
Partça ile Zazaca arasindaki muazzam yakinligi gösteren diger isaretler ise sözlük, yani kelime hazinesi bazinda ortaya çikmaktadir. Bu arada, Farsça´da degil de Partça´da ayniligi ispat edilebilinen tipik bazi kelimelere deginmek gerekiyor. Örnegin biz daha önce ´söylemek´ anlamina gelen Zazaca´daki "vatene" kelimesine deginmistik. Bu kelime Farsça´daki karsiligina denk düsmeyip de Partça´daki "vâxtan" kelimesine tam tamina denk düsmektedir; çünkü Farslar ´söylemek´ kelimesine çok eskiden beri "guftan" diyorlardi. Ayni durum Zazaca´da "bermaene" olan ´aglamak´ kelimesinde de söz konusu. Partça´da bu fiilin karsiligi tami tamina bulunmasina ragmen -yaklasik olarak "barmâdan" olmali-, Orta Farsca´da ´aglamak´ kelimesi için normalde "griyistan" deniliyordu. Tabii ki bütün karsilastirmalar bu kadar güzel denk gelmiyor. Herhalde 1500 yil sürmüs olmali olan bir gelismeden de böyle birsey beklenemez. Ayrica Partça´yi Sasaniler döneminden kalma yazilardan, yani 3. yüzyildan 7. yüzyila kadar olan zamandan tanidigimiz da unutulmamali. Buna karsin Zazaca´yi yüzyilimizin basindan beri yanlizca modern biçimiyle taniyoruz. Gerekli görüldügünde arada kalan süreci geriye bakarak kapatmaya çalisiyoruz. Bu anlamda gerçektende yeryüzünde Zazaca´da da oldugu gibi baglanti orani yüksek olma basarisi gösteren fazla bir dil yok (denk düsen Partça sözcükler bilindigi takdirde)
Fakat, daha önce belirtildigi gibi, bu alanda yapilan her geriye dönük karsilastirma basarili olmamakata: Bazi sözcükler bu resme uygunluk arzetmemektedirler. Örnegin böyle bir durum ´gelmek´ sözcügünde söz konusu: ´o geliyor´ Zazaca´da "o yeno" iken, bu yaklasik olarak Partça sekli olan "âsçd" de degilde, tam tamina Farsça "âyad" diá sözcügüne denk düsmektedir. Ayni sey geçmis zaman biçimi olan "amo" (´o gelmis´) için de geçerli. Bu Partça "âgad"dan ziyade Farsça "âmad" dmá sözcügüne daha yakin düsmekte. Yani Zazaca ve Partça arasinda oldukça ciddiye alinmasi gereken ayriliklar da vardir. Bunlari açiklamak için bir daha sekil 4´teki haritaya göz atmakta yarar vardir. Haritada ´Partlarin Ülkesi´ (Partien) olarak belirtilen bölgenin esas itibariyle Hazar Denizi´nin güney tarafi oldugundan hareket edersek, o zaman bile -Ahamenisler döneminde, yani milattan önce- bu cografyada harfi harfine ayni, tek bir dilin konusulmus olmamasi gerekiyor. Zazaca konusulan her hangi bir bölgeden gelen biri, günümüzde de farkli telaffuz biçimlerinin, bir köyden ötekine, ya da en azindan bir yöreden ötekinedegistigini, farkli diyalektlerin konusuldugunu bilir. Bu durumda süreklilik arzeden diyalektlerden bahsediyoruz. Bu durum, tam da zamanlar Partlar´in Ülkesinde söz konusu idi: Bu bölge üzerinde de ta eski dönemlerde süreklilik gösteren diyalektler yayilmis olmali ki, bir köyden ötekine gittikçe farkli konusuldugu, fakat üç asagi bes yukari ayni dilin kullanildigi teshis edilebilir. Zazaca gerçekten de bu bölgeden çiktiysa, yani bugün Türkiye´de yasayan Zazaca konusanlarin atalari eger herhangi bir zamanda "Partlar´in" bölgesinden Türkiye´ye göç ettilerse, bu durumda Partça´dan ziyade, bazi açidan Farsça´ya yakin veya ondan oldukça etkilenmis olan o bölgedeki diyalektlerden herhangi birini birlikte getirmis olmalilar. Bunun tami tamina ne tür bir diyalekt oldugunu, elimizde direkt aktarilmis kaynaklar (yazili) olmadigindan dolayi, bu gün ne yazik ki söyleyemiyoruz.
Süreklilik arzeden kuzeybati Irani diyalektlerin ta eski zamanlarda bütün cografyayi kapsayarak Dogu Anadolu´ya, yani günümüzde Zazaca konusulan bölgeye dek uzandigi ise hiç de imkansiz sayilmamakta. Fakat bu konuya yönelik dilbilimsel belirtiler yok. Ancak dilbilim, Zazaca´ya yakin olan dillerin, geçmis çaglarda Partlar´in çevresinde yerlesmis olmalari gerektigini tesbit edebilir. Ve gerçekten Zazaca´ya en yakin olan diller, günümüzde de Hazar Denizi yakinlarinda bulunmaktalar. Bunlar; yukarida hakkinda söz etmis oldugum Hazar Denizi diyalektleri olarak adlandirilan diyalektlerden bazilaridir.
Böylece, su ana kadar benim veya meslektaslarimin Zazaca´nin dil tarihi hakkinda sahip oldugumuz bilgilerin isiginda size aktarmak istedigim konusmamin sonuna gelmis oldum. Ilerliyebilmemiz için yapilmasi gereken daha çok sey var. Özellikle oldukça çok arastirma malzemesi elde etmemiz gerekiyor. Fakat, düsündügüm gibi, Zazaca´ya yakin olan dilleri Partça´nin çevresinde aramamiz gerektigi açikca görülüyor